5 Aralık 2009

2008 Satın Alma ve Birleşmeleri_Ocak 2008

2008 Satın Alma ve Birleşmeleri: İhya mı edecek mahcup mu?

Dışarıda kredi piyasalarında yaşanan çalkantı, içeride hükümetin iddialı özelleştirme hedefine karşılık aksi yönde çıkan mahkeme kararları ülkenin satın alma ve birleşme performansını dolayısıyla doğrudan yabancı yatırım (DYY) gelirlerini etkileyebilecek en önemli unsurları oluşturuyor. 2008 yılında özelleştirme performansına fazlaca bağımlı olarak Türkiye şimdilik 30 milyar dolarlık satın alma ve birleşme ve de 19 milyar dolar civarında doğrudan yabancı yatırım potansiyeli taşıyor. Global piyasalarda yaşanan türbülansın şiddeti ve uzunluğu 2008 yılının bu anlamda kaderini belirleyecek. Henüz türbülans yatırımcıların güvenini ciddi oranda bozmuş görünmüyor ancak 2007 yılının son çeyreği itibariyle özel sektör satın almalarının büyüklüğünün oldukça düştüğünü göz önünde bulundurmamız lazım.

Özel sektör tarafında anlaşmalar son anda kamuoyu ile paylaşıldığı için şimdiden bir tahminde bulunmak zor ancak Migros ve de geçen sene satışı gerçekleştirilmiş ve BDDK’da bekleyen bankalar 2008 yılının şu ana kadarki en büyük birleşmeleri olarak görünüyor. Migros’un %51’i için tekliflerin piyasa değerinin üzerinde olduğu ve de tüm yerli yatırımcıların satıştan çekildiği göz önünde bulundurulursa bu satışın 1.5 milyar dolar civarında bir doğrudan yabancı yatırım çekme potansiyeli bulunuyor. BDDK’da bekleyen Turkish Bank ve de Türkiye Finans’ın da satış değerleri toplamı 1.2 milyar doları buluyor.

Bu yılın özelleştirmeleri hükümetin özelleştirme portföyündeki satışlar konusunda söylediği kadar kararlı olması durumunda toplam DYY’nin yarısını oluşturabilir. Halkbank, Tekel, otoyol ve köprüler ve milli piyango, özelleştirme portföyünün büyük kalemleri arasında yer alıyor. Halkbank’ın geçen sene yapılan %25’lik halka arzını göz önünde bulundurursak, geri kalan %75’i için 5 milyar doların üzerinde gelir yaratması mümkün. Ancak bankacılık sektörünün uluslararası kredi piyasalarında yaşanan çalkantıdan etkilenmesi ve değerlemelerin düşebileceği akıllardan çıkarılmamalı. Tekel’in ise geçen ihalede JTI tarafından verilen ve de teklif az bulunduğu için iptal edilen 1.2 milyar dolardan daha fazla gelir getirmesi beklenebilir ancak Tekel’in düşen pazar payı, son yapılan ÖTV zamları ve de Meclis’ten yeni geçen yasa ile sigara içilebilen alanlara getirilen sınırlama yatırımcılar tarafından çekinceyle yaklaşılan konuları oluşturuyor. Bu sene yapılması halinde köprü ve otoyollar, milli piyango, 3G ihalesi ve şeker fabrikaları 3 milyar doların önünü açabilir.

Özelleştirmeler ile ilgili önemli miktarda potansiyel taşıyan bir diğer alan enerji sektörü. Özelleştirme portföyünde yer alan 3 elektrik dağıtım bölgesi, üretim santralleri, doğalgaz dağıtım ve de nükleer enerji santrali inşaatı ihalesinin yılsonundan önce tamamlanması öngörülüyor. Nükleer santral ile ilgili olarak Maliye Bakanı Unakıtan’ın belirttiğine göre ihalenin Mayıs sonuna kadar gerçekleştirilmesi planlanıyor. Ankara Belediyesi doğalgaz dağıtım şirketi EGO da 28 Şubat’ta ihaleye çıkıyor ve de Belediye Başkanı Melih Gökçek’e göre buradan en az 3 milyar dolar gelir bekleniyor. Biz bu beklentiyi biraz iyimser bulmakla birlikte geçen sene ihalesi yapılan Petkim de dahil olmak üzere enerji ihalelerinin 10 milyar doların üzerinde gelir potansiyeli, 5 milyar doların üzerinde DYY potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz. Ancak elektrik özelleştirmelerinde dağıtım ve üretimin birlikte gerçekleştirilmeye çalışılması bu konuda zorlukların çıkmasına ve süreçte yavaşlamaya neden olabilir.

Özelleştirme sürecini yavaşlatacak bir diğer unsur da yasal sıkıntılar. Geçen sene ihalesi yapılan ve 2.040 milyar dolar ile ikinci en yüksek teklifi veren Turcas-Socar-Injaz konsorsiyumuna satılan Petkim satışının tamamlanması Danıştay 13. İdare mahkemesinin nihai kararını bekliyor. Petkim satışında Danıştay Petrol-İş sendikasının açtığı davaya istinaden özelleştirmelerde gözetilmesi gereken ‘yüksek kamu yararı’nın oluşmadığını gerekçe göstererek yürütmeyi durdurma kararı almıştı. Öte yandan CHP henüz yapılmamış EGO ihalesinde sürecin durdurulması için Anayasa Mahkemesi’nde dava açtı. Bu tür gerekçesi çok açık olmayan davalar ve yürütmeyi durdurma kararları yatırımcılar açısından caydırıcı bir nitelik kazanabilir. Geçen sene İstanbul Büyükşehir Belediyesi arazisi 0.8 milyar dolara Dubai Şeyhi El-Maktum’a satılmış ancak alıcı grup arazi üzerinde halen devam eden davayı gerekçe göstererek parayı ödemekten vazgeçmişti. Satış zaman aşımına uğradığı için iptal oldu.

Sonuç olarak hükümetin özelleştirme ile ilgili olarak kararlığında bir eksiklik görmememize rağmen 2008 yılı için satın alma ve birleşmelerle ilgili var olan potansiyele ulaşılmasında göz ardı edilemez riskler bulunuyor. Yasal sıkıntıların yanı sıra kamu bankaları ile ilgili olarak aylardır yayınlanamayan strateji belgesi, elektrik özelleştirmeleri ile ilgili planın şeffaf bir şekilde açıklanamaması ve de son olarak uluslararası piyasalarda yaşanması olası likidite sıkışıklığı yukarıda çerçevesi çizilen senaryonun ana risklerini oluşturuyor. Konu ile ilgili güncellemelerimizi çeşitli dönemlerde paylaşıyor olacağız.

Saygılarımla,

Ozlem Derici

6 Ocak 2008

Haftaya Bakış - 1 Ekim 2007

FED’in faiz indirimin etkisi ve de yeni faiz indirimlerinin bekleniyor olması tüm gelişmekte olan piyasalarla birlikte Türkiye’ye de yoğun sermaye akışına ve de piyasalarda rallinin devam etmesine neden oluyor. Uluslararası piyasalarda doların değer kaybı ve €/$ paritesinin 1.40 seviyesinin de üzerine çıkması yurtiçinde de trendi olumsuz etkileyecek bir gelişmenin olmaması ile birleşince YTL haftalık bazda $’a karşı %2, aylık bazda %8’in üzerinde değer kazandı. Öte yandan Merkez Bankası’nın 25 baz puanlık beklenmeyen faiz indirimi bono piyasasında faizlerin %17’in altına gerilemesine önayak olmuştu; bono piyasasında alımların bu hafta da devam etmesi gösterge faizi %16.7’ye çekti. IMKB-100 hafta içerisinde dalgalı bir seyirle geçen hafta ile hemen hemen aynı seviyelerde kapanmasına rağmen aylık bazda %13 değer kazancı gösterdi.
Hazine geçtiğimiz hafta 10 yıllık eurobond ihracına çıkarak uluslararası piyasalardan 1.25 milyar $ borçlanma gerçekleştirdi. Böylece Hazine’nin yılbaşından bu yana yaptığı toplam eurobond ihraçları 4.6 milyar $’a ulaştı. Hazine’nin bu yıl için 5.5 milyar $’lık eurobond ihracı hedefi bulunuyor. Dolayısıyla yılsonuna kadar Hazine’nin 1 milyar $’lık daha borçlanma gerçekleştirmesini bekliyoruz.
Hazine ay sonunda yayınladığı aylık borçlanma programına göre Ekim ayı içerisinde biri gösterge tahvil, biri referans bono ve biri de 5-yıllık sabit kuponlu tahvil olmak üzere 3 ihale yapmayı ve bu ihalelerden 6.7 milyar YTL borçlanma yapmayı planlıyor. Hazine’nin aylık 9.5 milyar YTL’lik borç servisi göz önüne alındığında aylık borç çevirme rasyosunun %70.5 olması öngörülüyor. Hazine, 1.4 milyar YTL civarındaki faiz dışı fazla beklentisinin yanı sıra geri kalan ödemelerinin 1.5 milyar YTL’sini yaptığı eurobond ihracından karşılamayı; ayrıca 3.8 milyar YTL’lik de kasa banka hesabından kullanım öngörüyor.
Makro tarafta haftanın en önemli verileri Ağustos ayı dış ticaret dengesi ve de ikinci çeyrek dış borç stoku rakamları oldu. Ticaret tarafında ithalat artışı dış ticaret dengesindeki bozulmayı tetiklemeye ve cari denge için risk teşkil etmeye devam ediyor. Ağustos ayında ihracat %27.7 artışla 8.7 milyar $, ithalat artışı ise %22 artışla 15 milyar $ olarak gerçekleşti. Böylelikle 12-aylık toplam dış ticaret açığı şimdiden 58 milyar $’ın üzerine çıktı. Petrol fiyatlarının ve kurdaki değerlenmenin gecikmeli de olsa ithalat üzerindeki olumsuz etkileri, bunun yanı sıra dünyada büyüme performansındaki yavaşlamanın ihracatı tehdit altında tutması önümüzdeki dönemde dış ticarette bozulma beklentilerimizi güçlendiriyor.
2006 yılı sonunda 207.8 milyar $’a çıkarak GSMH’nin %50.8’ine ulaşan toplam dış borç bu yılın ikinci çeyreğinde nominal 226.4 milyar $’a çıkmış ancak GSMH’ye oran olarak %48.4’e gerilemiştir. Dış borçtaki bu yavaşlamada özel sektör borçlanmasındaki artışın bir nebze durulması ve de kamu kesimi borç stokundaki %2.5 civarındaki gerileme etkili olmuştur.
Önümüzdeki hafta piyasalarda yine yurtdışına bağımlı bir seyir izlememiz beklenirken Çarşamba açıklanacak Eylül ayı enflasyon rakamları önemli olacak. Piyasa beklentisinin %1.1 olduğu Eylül ayı enflasyonunda giyim ve eğitim gibi mevsimsel olarak yüksek kalemlerin yanı sıra Razaman ayının gıda fiyatlarına etkisi ağırlıklı olarak hissedilecek. Gıda ve artan petrol fiyatlarının olumsuz etkisinin kurdaki değerlenmenin olumlu etkisi ile bertaraf edilmemesi beklentilerde bir katılık oluşmasına ve yılsonu %7’lik enflasyonun altına inilmesinin güçleşmesine neden olabilir. Gerçi TCMB son dönemde enflasyon beklentilerinin yüksek enflasyondan düşüş enflasyona geçiş sürecinde yapısal bir katılık göstermiş olabileceğine hükmetmiş ve enflasyon düştükçe beklentilerin bu duruma uyum sağlayacağını belirtmiştir ancak bu açıklama enflasyon beklentilerinin önümüzdeki dönem enflasyonun bir açıklayıcısı olması durumu ile çelişmektedir. Beklentiler ile gerçekleşen enflasyon arasındaki ilişki önümüzdeki dönemde uygulanan para politikasının sonuçları görülmeye başlandıkça daha net anlaşılabilecektir. Bu arada aylık enflayonun %1.2’nin altında kalmaması yıllık enflasyonu, enflasyon bandının Eylül ayı için belirlenmiş üst sınırı olan %7.3’ün üstünde kalmasına neden olacak ve TCMB’nin hükümete ve IMF’ye bu durumun nedenleri ve politika önerilerini içeren bir mektup yazması yükümlülüğünü doğuracaktır.

Herkese iyi haftalar,
Ozlem Derici

Haftaya Bakış - 10 Eylül 2007

Üç haftalık aradan sonra piyasalarda önce fazlasıyla yurtdışına bağımlı hareketler, geçtiğimiz hafta içinde ise yurtdışı tedirginliklere beklenenin çok altında tepki veren bir piyasa gördük. Ancak Cuma günü açıklanan beklenenin çok çok altında, eksili rakamlarda gelen ABD istihdam verilerinin etkisi asıl Pazartesi kendini hissettirecek görünüyor. IMKB henüz kapanmadan açıklanan verilerin ilk etkisi borsada %1.5 kayıp şeklindeydi.
Makro tarafta geçen haftanın en önemli verisi Ağustos ayı enflasyon rakamlarıydı. Enflasyon tam da beklentilerle paralel olarak %0.02 olarak gerçekleşti. Ancak asıl önemli olan rakamların kompozisyonu...Çünkü Merkez Bankası’nın para politikası açısından önemli olan orta vadeli görünüm ve de enflasyonu oluşturan kalemlerin mevsimsel mi yoksa bir trende mi işaret ettiği...Ağustos ayı rakamlarına bakacak olursak gıda fiyatlarının beklenenin üzerinde, %1.7 olarak gerçekleştiğini görüyoruz. Öte yandan yılbaşından bu yana enflasyon lehine çalışan döviz kurundaki değerlenmenin durmuş olması, petrol fiyatlarındaki artışın gecikmeli yansıması ve de dünyada gıda fiyatlarının yüksek seyretmesi önümüzde riskli bir döneme işaret ediyor. Pozitif tarafta ise kira, tur fiyatları gibi uzun süredir enflasyonda katılık yaratan başlıca servis fiyatlarında bir gevşeme görüyoruz ancak bunun enflasyonu %4’e yakınsama sürecine sokacak derecede kuvvetli olduğunu söyleyemeyiz. Sonuç itibariyle 12-aylık enflasyon geçen ayki, son 30 yılın en düşük seviyesi olan %6.9’dan %7.4’e yükseldi ve de önümüzde mevsimsel olarak yeniden fiyatlandırmaların yapıldığı Eylül ayı var. Buna Ramazan da eklenince Merkez Bankası’nın Eylül ayı hedefi olan %7.3’ün altında kalması için gereki %1.2’lik enflasyonu bulmak zor olabilir.


Haftanın bir diğer önemli verisi TİM ihracat kayıtları idi. İhracat Ağustos ayında %23’lük artışla 8.6 milyar $ olarak gerçekleşti. Halen güçlü seyretmesine rağmen 3-aylık hareketli ortalamalar bazında bakıldığında ihracatta yavaşlama gözle görülür hale geliyor. Ayrıca Türk dış ticaretinin yapısal sorunu olan ihracatın ithalata bağımlılığı güçlü ihracat rakamlarının ithalatın gölgesinde kalmasına neden oluyor. Fiyat etkisinin arındırarak sadece hacim bazında bakıldığında da (biraz geriden gelmesine rağmen) TUIK rakamları Temmuz itibariyle ard arda iki aydır ithalat hacmindeki büyümenin 7-8 ay sonra yeniden ihracatın önüne geçtiğini gösteriyor. Bu durum bu hafta yayınlanmasını beklediğimiz cari açık için hiç de iç açıcı bir görünüm sergilemiyor.

Önümüzdeki hafta dikkatle takip etmemiz gereken göstergeler Pazartesi yayınlanacak büyüme rakamları, yine Pazartesi gelecek Temmuz sanayi üretimi, Perşembe günkü Para Politikası Kurulu toplantısı ve de ödemeler dengesi rakamları olacak. Büyümede önce göstergeler ışığında %3-3.5 civarı bir GSYİH büyümesi, üçüncü çeyreğin ilk ayı olarak Temmuz sanayi üretiminde ise %4 civarında zayıf bir seyir bekliyoruz. Perşembe günü açıklanacak cari dengenin ise 2.8 milyar $ civarı gerçekleşmesini, yıllık bazda ise 34 milyar $’a yaklaşmasını bekliyoruz.

Herkese iyi haftalar,
Ozlem Derici